Cam Tavan Sendromu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu ve Türkiye

Karmaşık yapısı, an be an değişen dengeleriyle iş yaşamı zorlu bir serüven. Hepimiz kariyer yolculuğumuzda zaman zaman tıkanmalar yaşıyor ve durum değerlendirmesi yaparak kendimize farklı rotalar çiziyoruz. Profesyonel hayatta özellikle yönetici pozisyonundaki bazı çalışanlar, belirli bir noktaya geldikten sonra bir üst mevkiye geçme aşamasında birtakım engellerle karşılaşıyor. İşte bu engellerin tümünü ifade etmek için “cam tavan” tabiri kullanılıyor.

 

Kavram, 1970’li yıllarda “glass ceiling” ismiyle ABD’de ortaya atılıyor. İlk kez, 1986’da Wall Street Journal’da yayımlanan “İş Yaşamında Kadın” konulu özel dosyada kullanılıyor. Kurumsal önyargılar ve basmakalıp gelenekler gibi nedenlerle kadınların üst yönetim kademelerine gelmelerini zorlaştırıcı, yapay ve görünmeyen engelleri temsil ediyor. Zaman içinde çalışanların cinsiyet, etnik köken gibi sebeplerle iş yaşamında karşılaştıkları ayrımcılığı tanımlayan bir tabir haline geliyor.

 

Cam tavan sendromu üzerine anlatılan ve birçoğumuzun aşina olduğu meşhur bir hikaye vardır:

7Pirelerin farklı yüksekliklere sıçrayabildiğini gören bir grup bilim insanı bir deney yapmaya karar verir. Altına metal bir zemin yerleştirdikleri 30 cm. yüksekliğinde cam bir fanusa birkaç pire koyup üzerini de yine camdan yapılmış bir tavanla kapatırlar. Ardından metal zemini yavaş yavaş ısıtmaya başlarlar. Zeminin ısısı arttıkça canı yanan pireler oradan kurtulabilmek için sıçrayarak kaçmayı dener. Ancak, sıçrama yüksekliği 30 cm.’ye ulaşan her pire başını fanusun tavanına çarpar. Camın ne olduğunu bilmediklerinden kendilerini engelleyen şeye de bir anlam veremezler. Defalarca deneyip başının acımasına daha fazla dayanamayan her pire en sonunda 30 cm.’den yukarı sıçramamayı öğrenir.

 

6Böylece bilim insanları deneyin ikinci aşamasına geçer. Fanusun üzerindeki cam tavan kaldırılır ve metal zemin tekrar ısıtılır. Artık önlerinde bir engel olmamasına ve daha yükseğe sıçrayabilmelerine rağmen hiçbiri 30 cm.’den yukarı zıplamaya cesaret edemez. Her biri başını cama vura vura edindiği bu acı tecrübe nedeniyle fanusun içinde yaşamaya devam eder; canının yanma riskini göze almaz; başaramayacağını, oradan çıkamayacağını varsayar. Engel “fiziki” olarak artık yoktur ama “zihinlerine” çoktan yerleşmiştir bile. Sınırları kafalarında çizmişlerdir bir kere…

 

Deney kanıtlıyor ki, her canlı neyi başarıp neyi başaramayacağını bir şekilde öğreniyor. Kendisine bu öğrenme serüveni boyunca edindiği tecrübeler çerçevesinde sınırlar belirliyor. Biz insanlar da, hem özel yaşamımızda hem de iş hayatımızda kendimize bazı sınırlar belirliyoruz. Bu sınırlandırma kendimiz için belirlediklerimizle bitmiyor üstelik… Çevremizdeki insanlar da kendi kafalarında yapabileceklerimize, başarabileceklerimize ilişkin sınırlar biçiyor bize.

 

Özellikle iş yaşamında; belirli bir çalışan kitlesinin ve en çok da kadınların önemli mevkilere gelmesini engelleyen göremediğimiz, anlamlandıramadığımız cam tavanlar var. Bu tavanlar; içinde bulunduğumuz toplumun yaşam tarzından, alışkanlıklarından, beklentilerinden ve yüzyıllardır süregelen geleneksel davranış kalıplarından türeyen tabulardan oluşuyor aslında. Anne olabilme vasfı dolayısıyla kadınlar; iletişim kurma becerileri, empati yetenekleri, gelişmiş içgüdüleri, hızlı problem çözme özellikleri ve sabırları ile erkeklerden çok farklı bir yerde… Sahip oldukları tüm bu özellikler kadınlara iş dünyasında da büyük kolaylıklar sağlıyor. Fakat kadınlardan iş yaşamındaki profesyonelliklerinin ötesinde ilk önce evde mükemmel birer anne, evlat, eş ve kardeş olmaları bekleniyor. Ne kadar olağanüstü bir çalışan olursa olsun, bir kadın evinde kendisinden beklenenler konusunda ortalama bir davranış sergiliyorsa başarısız olarak algılanıyor.

 

KÜRESEL TOPLUMSAL CİNSİYET UÇURUMU 2015 RAPORU ve TÜRKİYE

World Economic Forum, her yıl yayınladığı Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu ile dünya çapında kadın-erkek dengelerini analiz ediyor. Rapor oluşturulurken;

  • Kadın ve erkeğin ortalama yaşam süreleri,
  • Kadınların işgücü olarak ekonomiye katkıları,
  • Kadınların çalışma hayatındaki yeri,
  • Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerden faydalanma düzeyleri,
  • Akademik ve siyasi faaliyetlerdeki etkinlik oranları,
  • Rapora konu ülkelerin parlamentolarındaki kadın siyasetçi sayıları

gibi önemli kriterler ölçüt olarak alınıyor.

 

Kasım ayında yayımlanan 2015 yılı Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na(1) göre genel sıralamada Türkiye 145 ülke arasında 130’uncu sırada. Geçtiğimiz yıl 125. idi…

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde ilk 10 ülke sırasıyla: İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç, İrlanda, Ruanda, Filipinler, İsviçre, Slovenya ve Yeni Zelanda olurken; son sırada Yemen, Pakistan ve Suriye bulunuyor.

 

Rapora göre, dünya çapında cinsiyet uçurumunun ortadan kalkması için tam 118 yıla ihtiyaç var. 

 

Türkiye Verileri’ne(2) baktığımızda;

  • Kadın üst düzey yönetici sayısında 109. sıradayız. Ülkemizde 100 kadından 13’ü üst düzey pozisyonlarda görev yapıyor. 100 kadından 57’sinin üst düzey yönetici olduğu Filipinler ise ilk sırada bulunuyor.
  • Kadın çalışan sayısında 103. sıradayız. Ülkemizde 100 kadından 37’si çalışıyor. İlk sıradaki Belarus’ta bu oran %73.
  • Parlamentodaki kadın parlamenter sayısında 86. sıradayız. TBMM’de 100 milletvekilinden 18’i kadın. Ruanda Cumhuriyeti ise ilk sırada ve 100 milletvekilinden 64’ü kadın.
  • Kabine açısından değerlendirildiğinde, ülkemiz 139. sırada yer alıyor. Kabinenin yalnızca %4’ü kadın bakanlardan oluşuyor. En çok kadın bakana sahip ülke ise %63 ile Finlandiya.
  • Ücret eşitliğinde 82. sıradayız. Rapora göre, ülkemizde bir erkek çalışanın kazandığı 100.- USD’a karşın aynı işi yapan bir kadın çalışan maalesef 80.- USD kazanıyor. 
  • Eğitimde cinsiyet eşitliği ve okuryazar kadın oranında 105. sıradayız. Ortaöğretimde 101., yükseköğrenimde ise 100. sırada yer alıyoruz. Üniversite mezunu kadın oranımız %47 ancak, bu oranın yarıya yakın kısmı iş hayatında yer al(a)mıyor.

 

Genel hatlarıyla ülkemizin görünümü bu şekilde. Bu uçurumları mümkün olduğunca kaldırabilmek; ülkemizdeki kadın yönetici ve çalışan istihdamını geliştirebilmek için elbette yine stratejik insan kaynakları birimlerine önemli görevler düşüyor. İnsan kaynakları birimleri;

2

  • Şirketteki cam tavan engelini net bir şekilde tanımlamalı ve boyutlarının farkında olmalı,
  • İş planları, çalışan programları, iş süreçleri gibi konularda cam tavan engellerini kaldırıcı çalışma planları oluşturmalı,
  • Yalnızca cinsiyet değil her türlü ayrımcılığın engellendiği; adillik ve fırsat eşitliği üzerine kurulu bir organizasyonel iklim ve kurum kültürü yaratılması için değişim ve iyileştirme süreci başlatılmalı,
  • Bu süreci üst yönetime benimsetecek adımlar atılmalı.

 

Bunların da ötesinde elbette hükümet, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri nezdinde, kadınların işgücüne katılımını teşvik edici çalışmalar çoğaltılmalı; hukuki düzenlemeler ile önlemler alınmalı. Toplumun kadın-erkek eşitliğine bakışı ve kadına yaklaşımı konusunda değişim süreci başlatılmalı.

 

Bu çalışmalar, küresel ekonomide önemli bir yere sahip olan şirketlerimizin ve ülkemizin yalnızca ekonomik performansına değil aynı zamanda itibar algısına yapılacak çok önemli bir yatırım. Bir ülkenin medeniyet seviyesinin o ülkedeki eşitlikle paralel bir seyir izlediği düşünüldüğünde, her alanda olduğu gibi iş yaşamında da kadın-erkek rol dağılımının eşitliği büyük önem taşıyor.

 

Bu araştırmada üst sıralarda yer alan birçok Avrupa ülkesinden yıllar önce, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışmaları ile seçme ve seçilme hakkını elde eden Türk Kadını; bugün ekonomiden sanata, üretimden yönetime birçok alanda gerçekten hakettiği yerde değil…

 

Hem kendi kafalarımızda hem de toplumda yer eden cam tavanların kaldırıldığı, kadına hakettiği değerin verildiği;

Cinsiyet, ırk, din, dil, etnik köken ayrımı yapılmayan; adil ve eşit bir dünya dileğiyle,

 

Füsun ÖZÜLKE

 

(1) Dünya Ekonomik Forumu, 2015 Yılı Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu

(2)Dünya Ekonomik Forumu, 2015 Yılı Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu Türkiye Verileri

(*) Karikatürler başarılı karikatürist Erdil YAŞAROĞLU’na aittir.

Füsun Özülke

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: