İş – Özel Yaşam Dengesi “zliği”

a6

  • Yorgunum!
  • Mutsuzum!
  • Adeta kendimi paralıyor; herkese, her şeye yetişmeye çalışıyorum.
  • Bunca çabaya rağmen kimseyi mutlu edemiyorum!
  • Kendime vakit ayıramıyorum!
  • Hayatımın odağında işim, ailem ve arkadaşlarım var.
  • Peki ya ben???

dediğinizi duyar gibiyim.
Emin olun yalnız değilsiniz, “Peki Ya Ben? Kulübü”ne hoş geldiniz!

 

Sahip olduğumuz en kıymetli iki varlık : “Sağlık” ve “Zaman”

Modern köleler olarak hepimiz; günümüzün yoğun ve acımasız çalışma koşulları, trafik çilesi, teknoloji, mobilite, aile, iş ve sosyal çevre derken asıl önemli olanı yani “kendimizi” unutuyoruz.

Gün içinde takmak zorunda olduğumuz o kadar çok şapka var ki! Birer çalışan, profesyonel ve aynı zamanda birer anne, baba, kardeş, evlat, eş, arkadaş, sırdaş, mentor, aşçı, tamirci hatta komedyen oluyoruz. Üstlendiğimiz tüm bu roller nedeniyle işyerimize ve çevremize karşı sorumluluklarımız iç içe geçiyor. Ve hepsine yetişeyim derken üst üste taktığımız onlarca şapkanın altında kaybolup, kendimizi bir kenara atıveriyoruz.

 

a9

Oysa önce kendimiz mutlu ve sağlıklı olmadan etrafımızı mutlu etmemiz öyle imkânsız ki.

Zamanımız ve sağlığımız

İkisi de elimizden uçup giderken bir tükenmişlik hissi tüm hayatımıza kara bir bulut gibi çöküveriyor.

Sonuç: her şey yarım, herkes memnuniyetsiz, biz bıkkın, yorgun ve mutsuz…

 

Ne birer birey olarak bizler yaşamımızdan memnunuz, ne de çevremizdekiler bizden. Hep bir zamansızlık, yorgunluk, hastalık hali öyle değil mi?

Bu durumdan kurtulmak için yapmamız gereken kendimize birkaç soru sormak, öz eleştiri yapmak, alışkanlıklarımızı ve yaşam şeklimizi değiştirmek olmalı.

  • Zamanımı Doğru Kullanıyor muyum?
  • Yaşamak İçin mi Çalışıyorum Yoksa Çalışmak İçin mi Yaşıyorum?!?
  • Nasıl Bir Hayat İstiyorum?
  • Hayatımın Odağı İşim mi Olmalı, Ailem mi Yoksa Kendim mi?
  • Hayat Amacım Ne?

İçtenlikle cevaplamamız gereken asıl sorular bunlar.

 

İŞ – ÖZEL YAŞAM DENGESİNDE TERAZİ NEDEN ŞAŞIYOR?

 

İçinde bulunduğumuz çağ bilgi çağı demiştik geçtiğimiz haftalarda yayınladığımız çalışan bağlılığı konulu yazımızda. Bu çağın en önemli argümanı “insan”, insanın ürettiği en önemli ürün ise “bilgi” diye de altını çizmiştik.

Bilgi çağı ile birlikte “tüketim toplumu” oluverdik. Artık her şeyi öyle hızla tüketiyor ve hemen ardından daha iyisini istiyoruz ki, elimizdekinin değerini kavrayamadan her yeni gün yeni bir beklenti içinde buluyoruz kendimizi. Biz; şirketimiz, ailemiz ve sosyal çevremizden onlar da bizden beklenti içindeler.

Bilgi çağı ile birlikte:

  • Küresel dünya kavramının gelişmesi,
  • Tüm materyallere ulaşım hızının ve kolaylığının artması,
  • İnternet vesilesiyle neredeyse tüm hayatın gözler önünde yaşanması,
  • Elektronik eşyalara -özellikle iletişim ile ilgili olanlarına- bağımlı hale gelişimiz

gibi gelişmelerin etkisiyle ekonomik ve ekolojik dünyada dengeler değişti. Bizler de sahip olduklarımızı ışık hızıyla tüketir hale geldik. Eskiden en az 10 yıl kullandığımız bir eşyaya artık en fazla 2 yıl ömür biçer olduk. Tüketim, toplumun her kesiminde inanılmaz boyutlara ulaştı ve insanoğlu tükettikçe, tüketilecek yeni şeyler üretebilmek için daha fazla çalışmaya başladı.

Isozelyasam7

 

Evet üretiyoruz ama maalesef ürettiklerimizi bilinçli bir şekilde tüketemiyoruz, harcıyoruz.  Eşyaları, ilişkileri, fikirleri, düşünceleri, insanları ışık hızıyla israf ediyoruz. Ve bu denli hızlı bir tüketim döngüsü içinde hiç anlayamadan fena halde tükeniyoruz da aslında…

İhtiyacımız olana ya da hak ettiğimize değil de hep en iyisine sahip olma güdüsüyle hareket ediyoruz.  Farkında olmadan hırsına ve doyumsuzluğuna görünmez prangalarla bağlanmış modern köleler oluverdik. Üstelik bu prangalar yüzünden hissettiğimiz mutsuzluğun ve yetersizliğin adını da “tükenmişlik sendromu” koyuverdik…

 

Sürekli çalışıyoruz. Evde, ofiste, tatilde, mutfakta, banyoda, çocuğumuzun okul müsameresinde. Gün içinde yaşadığımız yoğunluk ve 7/24 ulaşılabilir olmamız nedeniyle gergin, stresli, sıkıntılı, koşar adım hayatlar yaşıyoruz.  Bu yoğunluk hayatlarımızda:

– Düşük Motivasyon,
– Düşük Performans,
– Konsantrasyon Bozukluğu,
– Yorgunluk,
– Zamansızlık,
– Başarısızlık,
– Bıkkınlık ve,
– Mutsuzluk

olarak karşılık buluyor. Yaratıcılığımızı, yeteneklerimizi, duygularımızı öldürüyor. İş yaşamımızdaki sorunlar özel hayatımıza, özel hayatımızdakiler iş yaşamımıza artçı dalgalar şeklinde etki ediyor. İşlerimizle iç içe yaşamak zorunda kalışımız; usta bir hırsız gibi ailemize, arkadaşlarımıza ve kendimize ayırdığımız vakti hayat kumbaramızdan çalıyor.

 

KENDİ HAYATINIZIN PATRONU OLUN!

a3Günümüzde birçoğumuz iş – özel yaşam dengesini oturtamadan, iş yaşamına her geçen gün biraz daha fazla ağırlık vererek geçiriyor ömrünü. Dolayısıyla hayatımızın patronu bir türlü kendimiz olamıyoruz. Çoğunlukla işimiz patron oluyor, yeri geliyor ailemiz patron oluyor, çocuklarımız, arkadaş çevremiz patron oluyor hayatımızda. Son sözü hep onlar söylüyorlar. Aman yanlış anlaşılmayayım, başarısız bir imaj çizmeyeyim, kimse üzülmesin, herkes beni sevsin diyerek kendimizi hep geri planda bırakıyoruz. Her şeyi bizzat kendimiz yapmak, emin olmak, övülmek ve önemli hissetmek istiyoruz. Ama bu sırada yanımızdan akıp giden hayatı kaçırıyor asık suratlı, yorgun, hasta ve mutsuz insanlara dönüşüyoruz.

 

NE YAPMALI DA DENGEYİ SAĞLAMALI?

KisiselImaj1Kendinize Etkin Bir Kişisel Organizasyon Sistemi Geliştirin : Hepimizin alışkanlıkları farklı. Kimimiz not defteri taşımayı kimimiz telefonumuzdaki, e-posta kutumuzdaki hatırlatıcıları kullanmayı sever. Tarzınıza göre bir kişisel organizasyon sistemi geliştirin. Haftanızı ve gününüzü planlayın, hatırlatıcılar sayesinde uygulayın. Örneğin; yapmanız gereken 5 iş varsa, başharflerini beş ayrı post-it’e yazıp masanıza yapıştırın. Bitirdiğiniz her bir işe ait post-it’i alıp çöpe atın. Böylece hem işlerinizi unutmayacaksınız, hem de masanızdan çöpe giden her post-it işlerin hafiflediğini anımsatarak sizi motive edecektir.

İşlerinizi ve Planlarınızı Önem Sırasına Dizin : İşlerinizi ve aktivitelerinizi planlarken onları öncelik ve önem derecesine göre sıralayın. En önemlileri sabah erken beyniniz ve bedeniniz dinçken halletmeye çalışın. Böylece pratik yollar bulursunuz ve daha çabuk biterler.

İşlerinizi, Aile Etkinliklerinizi ve Sosyal Aktivitelerinizi Programlayın : Kendiniz için geliştirdiğiniz kişisel organizasyon sisteminde tüm aktivitelerinizi doğru yerlere yerleştirin. İş, aile ve sosyal yaşamınıza ilişkin programların çakışmasını ve hepsiyle aynı anda uğraşmak zorunluluğunu ortadan kaldırın. Her birine tamamen yönelebileceğiniz zamanınız olsun. Böylece o an hangisiyle ilgileniyorsanız hakkını verin, kaliteli çıktılar ve zamanlar elde edin.

A17Not Alın : Yaptığınız işlere ilişkin kendinize göre notlar alın. Gereksiz olduğunu ve boşa vaktinizi aldığını düşündüklerinizi eleyin veya bu işleri halletme konusunda etrafınızdan destek alın.

Zamanınızı Doğru Yönetin, Bazı İşleri Delege Edin : Başkaları tarafından da halledilebilecek işleri yapmakla vakit kaybetmeyin. Bu işleri delege edin, yalnızca ara sıra kontrol edip yapıldığından emin olun.

Sosyal Zekanızı Kullanın :  İletişimin hayati önemini kavrayın. İnsanların hassasiyetlerinin, beklentilerinin ve duygularının farkında olun. Onlarla sağlam ilişkiler kurun. Güçlü iletişim ve iyi bir sosyal çevre çoğu zaman ve çoğu durumda kurtarıcımız olur, iki saat uğraşarak yapamayacağımız işleri bir telefonla hallederiz, unutmayın!

Öğle Yemeğini Masanızda Yemeyin : İşyerinde işleri yetiştireyim paniğiyle öğle yemeğinizi masanızda yememeye özen gösterin. Yemek saati masanızdan, işlerinizden; dolayısıyla panik ve stresten uzaklaşmak için bulunmaz bir fırsat. Ofis dışına çıkın, bir süreliğine işlerden uzaklaşıp biraz nefes alın. Emin olun, tazelenmiş ve motive olmuş bir şekilde geri dönüp işleri daha akılcı ve hızlı çözeceksiniz.

a12Eğer Yapacağınızdan Emin Değilseniz Eve İş Götürmeyin : Eve gittiğinizde gerçekten ayıracak vaktiniz ve enerjiniz yoksa eve iş götürmeyin. Çünkü eve götürüp de yap(a)madığınız her iş sabah ofise gidene kadar aklınızın bir kenarında takılı kalacak; “ben buradayım” diyerek zihninizi meşgul edecek ve o anda uğraştığınız aktiviteye odaklanmanızı ya da dinlenmenizi engelleyecektir. Ailenizle kaliteli zaman geçirmek istiyorsanız vakit ayırabileceğinizden emin olmadığınız işi eve götürmeyin.

Yardım İstemekten Çekinmeyin : Birinden yardım istemeniz sizin başarısız olduğunuz anlamına gelmiyor, aksine paylaşımcı, gerektiğinde yardım eden ve “ben” olgusunu yıkıp “biz” diyebilen bir birey olduğunuzu gösteriyor. Gerektiğinde yardım isteyin. Böylece işlerinizi kolaylaştırın, zaman kazanın, iletişim kurun ve yardım istediğiniz kişinin de yararlı olma duygusu ile iyi hissetmesini sağlayın.

Gerekmeyen Konularda Mükemmeliyetçi Olmayın : “Bu noktalı virgül olmalı, virgül de olabilir ama noktalı virgül vurguyu daha iyi veriyor” diye uğraşmayın. Her konuda mükemmeliyetçi olmayın, kendinizi ve çevrenizdekileri yormayın, vakit kaybetmeyin, enerjinizi boşa harcamayın. Gerekmeyen konular için detaylarda boğulmayın.

a5Sağlığınızı Geri Plana Atmayın : Sağlığınızla ilgili konuları asla ertelemeyin. Güne güzel bir kahvaltı ile başlayın, öğün atlamayın, gece çok geç saatte yemeyin, yeterli ve kaliteli uyuyun, mutlaka spor yapın, kendinizi kötü hissettiğinizde doktora görünmeyi ihmal etmeyin. Eğer iş yükünüz yaşamınızı etkiliyorsa çalışma şekliniz, saatleriniz ve işinizin yoğunluğu sizi fiziksel ve ruhsal olarak yıpratıyorsa işinizi gözden geçirme zamanınız gelmiş demektir. Değişiklik iyidir, korkmayın; sağlığınız yerinde olmadan verimli çalışamaz, sevdiklerinizle olamaz ve yaşayamazsınız unutmayın.

“Hayır” Demeyi Öğrenin : Sizden istenen her şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Bir kere rica edilen birçok şeyin sonrasında göreviniz haline getirileceğini unutmayın. Siz de tıpkı diğerleri gibi insansınız, robot değil. Çevrenizdekiler sizden ne isteyecekleri konusunda sınırlarını bilsinler. Bunu gestapo gibi davranarak değil sosyal zekanızı kullanıp iyi ilişkiler kurarak sağlayın. Yaşamınızdaki herkese gerektiğini düşündüğünüz durumlarda nazikçe “hayır” deyin.  Sizi başarılı yapan şey “uzun saatler çalışmanız” ya da “fazla sayıda çıktı” üretmeniz değil, sorumlu olduğunuz konuda “benzersiz ve kaliteli” sonuçlar sunabilmenizdir.

a18Aileniz Daima Önceliğiniz Olsun : İşleriniz de sosyal çevreniz de bir yere kadar yanınızdalar. Sizi ne olursa olsun bırakmayacak olan ailenizdir. Onlardan ilginizi ve sevginizi esirgemeyin. Böylece hem onları mutlu edin, hem siz deşarj olup enerji toplayın. İşlerin kötü gittiği, kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda anneniz, kardeşiniz, eşiniz ya da çocuğunuzun sesini duymanın size nasıl iyi geldiğini hatırlayın. Evde ve ailenizle geçirdiğiniz zamanlarda telefon elinize yapışmasın. Mümkünse kapatın ve işle ilgili düşüncelerden uzaklaşın.

Dostlarınıza Vakit Ayırın : Dostlarınıza ayırdığınız vakti aynı zamanda kendinize de ayırdığınızı unutmayın. Dostlarınızla yapacağınız aktivitelerin sizi iş ve aile yaşamınızdaki sıkıntılardan uzaklaştıracağını, motive edeceğini unutmayın.

Sizi Mutlu Eden, Ruhunuzu Besleyen Hobiler Edinin : Uğraştığınızda sizi hayattan soyutlayacak ve kendinizle baş başa kalmanızı sağlayacak keyifli hobiler edinin. İnsana yalnızlık da gereklidir. Hobinizle ya da doğayla baş başa kalıp kendinizi dinlemek size hem enerji katacak hem de olaylara ve durumlara karşı farklı bakış açıları geliştirmenizi sağlayacaktır.

a20Hayata Karşı Tutumunuz Hep Olumlu Olsun : Hayat anlık bir olgu. Yaşadığımız anı geri sarıp baştan yaşama gibi bir şansımız yok. Bu nedenle daima önümüze bakmakta fayda var. Geçmişe takılı yaşamayın, geleceğinize odaklanın ve hayata olumlu yaklaşın. Böylece içinde bulunduğunuz anı da kendinize zehir etmemiş olacaksınız. Günümüzde açılması zor kapıları ardına kadar aralayan kilit “iletişim”dir unutmayın. İyi ilişkiler kurun, mümkün olduğunca güleryüzlü olun. Arada sırada sahip olduklarınızı düşünün ve yerinizde olmak isteyen ne kadar çok insan olduğunun farkına varın. Umut edin, teşekkür edin, dua edin ve şükredin. Bu ruh halinize ve yaşamınıza da pozitif yansıyacaktır, emin olun.

 

John Lennon’un şu meşhur sözünü bilmeyenimiz yoktur. Der ki efsanevi müzisyen :

“Hayat; biz planlar yaparken başımıza gelenlerin toplamıdır”

Evet, işimiz bizim için elbette önemli ama ne sağlığımızın, ne ailemizin ne de hayatımızın önüne geçmemeli. Yoğun iş temposu yüzünden sürekli eve geç gitmek, aman iş daha önemli diyerek arkadaş toplantısına katılmamak, toplantım var seneye görürüm diyerek çocuğunuzun okul müsameresini kaçırmak,  “hayatı ıskalamak” anlamına geliyor. Yarın, gelecek ay ya da gelecek yıl yaşayacağımızın garantisi yokken yaşamımızı işimiz etrafında şekillendirmemeli; işimizi yaşamımızın bir parçası olarak görmeliyiz. Günlük planların eğer onları uygulamayı başarırsak hayatımızı kolaylaştırdığını; Çok uzun vadeli planlar yapmanın ve bazı şeyleri sürekli öteleminin ise hayatımızda çoğu zaman “keşke”lere yol açtığını hatırlamalıyız.

 

a21

Gerçekten başarılı ve mutlu olmanın, çevremizi mutlu etmenin, yüksek performans ve iyi motivasyona sahip olmanın ilk şartı kendimizi” mutlu etmek.

 

Hayattaki gerçek güç, gerçek başarı geriye dönüp baktığımızda

“çok güzel bir hayat yaşadım, mükemmel anılar ve harika dostlar biriktirdim”

diyebilmek…

 

 

Faydalı olması dileğiyle,

 

Füsun ÖZÜLKE

 

 

(*) Bu yazı eş zamanlı olarak Remedy HR Blog‘da da yayınlanmaktadır.

remedy

İnsan kaynakları süreçlerine dair çözümleri, alanında yetkin İK profesyonellerinin yazıları ve daha fazlası için Remedy HR’ı ziyaret edebilirsiniz.

Füsun Özülke

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: