“Yönetim”den “Yönetişim”e Kavramsal Bir Değişim Yolculuğu

Yonetisim5

Sınırların bir bir ortadan kalktığı, küreselleşmenin hüküm sürdüğü günümüz dünyası; bilgi teknolojileri ve inovasyon gibi faktörlerin de etkisiyle hızlı bir değişime sahne oluyor. Özellikle kamu yönetimi, ekonomi, işletme yönetimi, uluslararası ilişkiler, politika ve hukuk gibi önemli disiplinlerde alışılagelmiş çalışma kuralları, karar alma ve uygulama ritüelleri geçerliliğini yitiriyor. Artık; ezber bozan uygulamalar, yenilikçi bakış açıları, merkeziyetçilikten ziyade demokratik ve çoğulcu bir yönetim anlayışı ön plana çıkıyor.

 

Sanayi Devrimi’nden bu yana süregelen geleneksel yönetim yaklaşımları da; bilgiyi üreten, kodlayan ve kullanılabilir hale getiren “insan” faktörünün makine-otomasyon sistemlerinin önüne geçmesiyle değişime uğruyor. Böylece, “yönetim” kavramı yerini yavaş yavaş “yönetişim” olgusuna bırakıyor.

 

Yönetişim terimi ilk kez; Dünya Bankası’nın 1989 yılında yayımladığı Afrika Sürdürülebilir Büyüme Raporu’nun başkan mesajında kullanılarak literatüre resmen girmiş oluyor. Tabir, net olarak tanımlanmamış olmakla birlikte raporda: “Özel sektör girişimleri ve piyasa mekanizmaları önemlidir, ancak bunların iyi yönetişimle yürütülmesi gerekir”(1) ifadesiyle yer alıyor. ’90’lı yıllar itibariyle de Dünya Bankası’nın yanı sıra OECD, IMF ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası organizasyonların raporlarında sıkça kullanılarak kavramsal bir boyut kazanıyor.

 

“Yönetişim”in “Yönetim”den Ne Farkı Var?

 
Yonetisim3
Yönetim (government);
 kaynakları planlayarak, örgütleyerek, yönelterek, koordine ve kontrol ederek başkaları aracılığıyla etkin ve verimli bir şekilde amaçlara ulaşma işi olarak tanımlanır. Buradan da anlaşılır ki, yönetim kavramında iki taraf bulunur: “yöneten” ve “yönetilen”.

 

Yönetişim (governance) ise; bir tarafın diğerlerini yönetmesinden ziyade karşılıklı etkileşimin ön planda olduğu bir ilişkiler bütününü temsil eder ve “birlikte yönetmek” anlamına gelir. Katılımcı, paylaşımcı, tutarlı, sorumlu, şeffaf, hesap verebilir ve adil bir yaklaşımla karşılıklı etkileşime dayalı yönetim faaliyetlerini vurgulamak için kullanılır.

 

Merkeziyetçiliğe dayanan yönetim anlayışında hiyerarşi hep ön plandadır. Yönetenlerle yönetilenler arasında gözle görülmeyen ama her zaman hissedilen bir duvar vardır. Yönetenler fikirlerini sormaksızın yönetilenler namına düşünüp kapalı kapılar ardında karar verici sıfatıyla işleri, politikaları ve süreçleri yönlendirir; alınan kararlara uyulmasını bekler. Mutlak söz sahibi yetkiyi elinde bulunduran taraf olan yönetimdir.

Teknoloji ve iletişimin ön plana çıkışıyla küresel ticaret ve uluslararası ilişkiler ivme kazanmıştır. Bu durum yönetilen kesimin sınırlar ötesi ilişkiler kurmasına, her konudan haberdar olmasına ve kendisini ilgilendiren konularda fikirlerini, taleplerini dile getirmesine yol açar. Hal böyle olunca da öncelikle kamusal alanda yönetim kavramının engellenemez değişimi başlar.

 

Yonetisim4
Devletler; iç ve dış politika, ekonomi, huzur ve refah gibi sorumluluk alanlarında başarı sağlayabilmek, yolsuzluklarla mücadele edebilmek, dünya çapında saygın ve güçlü bir yapıya kavuşabilmek için ister istemez özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ve halkın sesine kulak vermeye yönelir. Çünkü; devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri, özel sektör işletmeleri, sivil toplum kuruluşları ve halk bir bütünün ayrılmaz parçaları; bir sistemin birbirine bağımlı organlarıdır. Eksiklikleri ve yanlışlıkları görme, standartları yükseltme, gerek duyulan hizmetleri sunma, kanunları uygulama gibi konularda bir arada çalıştıklarında ihtiyaçlara cevap veren çözümler geliştirebilir, ortak kazanımlar elde edebilir ve zararları engelleyebilirler. Karşılıklı etkileşim sayesinde tüm bu organizasyonların kurumsal işleyişi güçlenir; halkın refah seviyesi yükselir. Güçlü bir siyasi ve ekonomik yapı, istikrar, toplumsal başarı sağlanabilir.

 

İnsan ve bilgi faktörlerinin en değerli varlık olarak kabul edildiği çağımızda; yeniden şekillenen yönetim kavramı hiyerarşik ve ağır havasından sıyrılarak yönetişim adıyla heterarşik ve etkin bir yapıya kavuşur.

Özellikle 2000’li yılların başlarından itibaren dünyayı etkisine alan teknolojik gelişmeler, değişim süreci, uluslararası ticaret ve çokuluslu şirketlerin sayısındaki inanılmaz artışla birlikte; artık işletmeler için dünya çapında kabul görecek kurumsal bir standardizasyon gerekliliği doğar. Böylece Kurumsal Yönetim(2) kavramı gelişir. Uluslararası ilişkiler, hukuksal düzenlemeler, etkin ve hızlı bilgi akışı, yolsuzluk ve haksız rekabetle mücadele, adillik, şeffaflık, ulaşılabilirlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik konularında standartlar belirlenir. Bu standartların her ülkenin yasalarına, yaptırımlarına ve koşullarına adapte edilmesiyle ortak bir yönetim stili oluşturulması hedeflenir. Dilimize kurumsal yönetim olarak geçen bu kavram “corporate governance” tabirinden uyarlanmıştır ve aslında kurumsal yönetişim anlamına gelir.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu gelişmeler yönetişimin yalnızca kamu yönetiminde değil, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve toplumsal ilişkilerde de önemli bir role sahip olmaya başladığını gösteriyor.

 

İyi Yönetişim’in Getirileri

 

İyi yönetişim; toplumların refah seviyesi ve yaşam kalitesini yükselterek sürdürülebilir başarıyı sağlayan “yeni bir yönetim kültürü” olarak karşımıza çıkıyor.

Yonetisim2

  • Sınır tanımayan etkileşim döngüsü içinde dünya vatandaşlığı davranışları gelişiyor.
  • Din, dil, ırk, cinsiyet, statü farklılığı ve coğrafi sınır gözetmeksizin bireylerin ve toplumların birbirine bağımlı halde yaşamaya başladığı görülüyor.
  • Bu denli yenilik ve modernizasyonla çevrelenmiş olan küresel dünyada bilgiye erişim hızının inanılmaz boyutlara ulaşması ile bireyler alınacak kararlarda ve izlenecek politikalarda söz sahibi olmak istiyor. Bu durum da, katılımcı demokrasinin ve fırsat eşitliği ilkelerinin ön plana çıktığını gösteriyor.
  • Devlet kademelerinden, özel sektöre kadar toplumsal ve ekonomik her alanda yöneten ve yönetilenler arasındaki o görünmez duvar yıkılmaya başlıyor.
  • Yönetimde birden fazla aktörün söz sahibi olmasıyla birlikte toplumlar da karar alma süreçlerine katılıyor ve kaynakların doğru, etkin, verimli bir biçimde şeffaflıkla yönetildiği bir süreç ortaya çıkıyor.
  • Böylece fırsat eşitliğinin, kalite, barış ve refahın hakim olduğu, kaynakların boşa harcanmadığı sürdürülebilir bir dünyaya ulaşma konusundaki çalışmalar hız kazanıyor.

 

Tablonun geneline bakıldığında görülüyor ki, bilgi çağı her alanda “insan” faktörünün öne çıktığı gelişmelere ev sahipliği yapıyor. Tüm organizasyonel yapılar büyüyerek, varlıklarını sürdürerek kar sağlama amacındalar ama özüne indiğimizde farkediyoruz ki, hepsinin yaptığı şey hizmet etmek.

Devlet vatandaşa hizmet etmek için, işletmeler mal ve hizmet üretiminde bulunarak toplumsal değer yaratmak için var aslında.

Dolayısıyla tüm organizasyonel sistemler insanlar için varken, bu sistemlerin insanları yönetmeye değil, onlarla birlikte işleri ve ilişkileri yönetmeye odaklanması gerek. Bunu yapabilmek için en etkin yöntem ise yönetişim yani “birlikte yönetmek”

Faydalı olması dileğiyle,

 

Füsun ÖZÜLKE

 

(1)  The World Bank Report: Sub-Saharan Africa: From Crisis to Sustainable Growth

(2) Kurumsal Yönetim

 
(*) Bu yazı eş zamanlı olarak Remedy HR Blog‘da da yayınlanmaktadır.

remedyİnsan kaynakları süreçlerine dair çözümleri, alanında yetkin İK profesyonellerinin yazıları ve daha fazlası için Remedy HR’ı ziyaret edebilirsiniz.

Füsun Özülke

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: