İş Yaşamında Kadın Savaşları : Kraliçe Arı Sendromu

Sanayi Devrimi’yle gelişen endüstri toplumunda iş gücü piyasası erkek egemen bir seyir izlerken; bilgi çağına geçişle birlikte kadın çalışan oranında yadsınamaz bir yükseliş yaşandı. Kadınlar, iş yaşamının çetrefilli yollarına ve önlerine konulan tüm engellere rağmen; zirveye kararlı adımlarla ilerliyor. Yönetici pozisyonunda çalışan kadın sayısı gün geçtikçe artıyor.

 

Ancak, ne kadar ironiktir ki, kadın profesyonellerin büyük çoğunluğu “kadın yönetici” ile çalışmak istemiyor! Peki ama neden?

 

KraliceAriSendromu3İş hayatı tıpkı bir arı kovanı gibi. Koloniyi oluşturan arıların hepsi kovanda bal üretmek için varlar. Tüm bu işçi arılar; disiplin içinde, düzenli bir şekilde çalışmalarını sağlayacak ve kovanı yönetecek bir lidere muhtaç. Bu lider ise “kraliçe arı”. Koloninin devamlılığını, kovan içindeki sosyal yaşamın düzenini sağlayan, kovanı denetleyen kişi; yani kraliçe arı olabilmekse hiç kolay değil. Bunun için kuluçkadan çıkan ilk aday diğer adayları yok etmeye çalışıyor. İki aday aynı anda kuluçkadan çıkmayı başarırsa, kraliçelik için ölümüne bir dövüşe tutuşuyorlar.

 

Anne olabilme vasfı dolayısıyla kadınlar; iletişim kurma becerileri, empati yetenekleri, gelişmiş içgüdüleri, hızlı problem çözme özellikleri ve sabırları ile erkeklerden çok farklı bir yerde. Sahip oldukları tüm bu özellikler kadınlara iş dünyasında büyük kolaylıklar sağlıyor.(1)  Fakat, yönetici pozisyonunda çalışan kadınların bir bölümü kendilerini öne çıkaran bu özelliklere hemcinslerinin de sahip olduğunu bildiklerinden ve çevrelerinde kendilerine rakip olabilecek düzeyde kadın profesyonel barındırmak istemediklerinden davranış biçimlerini zamanla değiştirmeye başlıyor. Kendilerine rakip gördükleri kadın çalışanlarına mobbing uygulamaya yöneliyor.

 

Ev ve sosyal yaşamında işleri, ilişkileri, problemleri yöneten yani kraliçe arılık yapan bazı kadınlar; iş yaşamında da kraliçeliği kimselere kaptırmak istemiyor çünkü. Böylece, biraz önce saydığımız iletişim kurma becerisi, empati yeteneği, sabır gibi özelliklerinden uzaklaşarak; erkek yönetici davranış kalıplarını en ekstrem şekliyle sergiliyorlar. Hal böyle olunca da çalışma hayatında “kraliçe arı sendromu” dediğimiz problem gün yüzüne çıkıyor.

 

shutterstock_106848095_580x255Kavram, ilk kez 1973 yılında Michigan Üniversitesi araştırmacılarından Carol Tavris, Toby Epstein Jayarante ve Graham L. Staines’in ortaklaşa yaptığı çalışmalar ile ortaya çıkıyor. Bu üç araştırmacı, 1974 yılında 20 binden fazla kadınla yapılan anketlerden elde ettikleri bulguları derleyerek Psychology Today Dergisi’nde bir rapor yayımlıyorlar ve “Kraliçe Arı Sendromu” literatürdeki yerini almış oluyor. Takip eden dönemlerde yapılan birçok bilimsel araştırma ve anket sonucunda, bu sendromu yaşayan kadın yöneticide;

  • Kendine rakip gördüğü diğer kadınları küçümseyerek bertaraf etmeye çalışmak,
  • Erkek tutumlarını benimseyerek en sert şekliyle kadın çalışanlara karşı kullanmak,
  • Kendisinin dahil olmadığı çalışmaların başarılı sonuçlarını göz ardı etmek,

gibi davranışlar gözlemleniyor.

 

Tüm bu araştırmalar gösteriyor ki; bir kraliçe arı ile çalışan kadınlar:

  • Kaba davranışlara maruz kalıyor.
  • Kariyer fırsatları ve terfi süreçleri söz konusu olduğunda bu kişiler tarafından küçümsenip, engelleniyor.
  • Motivasyon bozukluğu ile yoğun stres altında çalışıyor.
  • Fiziksel ve psikolojik olarak diğer çalışanlara oranla daha fazla yıpranıyor.

 

Çünkü kraliçe arılar; kuralları kendileri belirlemek, sınırları kendileri çizmek, çalışanlarını kendilerine rakip ol(a)mayacak şekilde kontrol altında tutmak istiyorlar.

 

KraliceAriSendromu1Kraliçe Arı Sendromu yaşayan kadın yönetici:

  • Kendisine bağlı çalışan kadınların kariyer anlamında gelişmesini, terfi etmesini ve sevilmesini istemiyor.
  • Konumunu koruma içgüdüsüyle kadın çalışanlarını davranış tarzı ve hitap biçimi ile aşağılayarak kendi bölgesinden uzaklaştırmak istiyor.
  • Sorumlu olduğu bölümdeki düzeni; çalışanlarıyla işbirliği yaparak, onların hassasiyetlerine dikkat ederek, onlarla iletişim kurarak değil, onları korkutarak sağlamaya çalışıyor.
  • Kadın çalışanlarını aşırı strese maruz bırakarak hata yapmaya itiyor.
  • Tehlike olarak gördüğü kadın çalışanın diğer çalışanlar tarafından dışlanmasını sağlamak amacıyla onu küçük düşürmeye, dedikodusunu yapmaya, özel yaşamında bir sorunu var ise bundan faydalanmaya uğraşıyor.
  • Onu görmezden gelerek verimliliğini düşürüp, her konuda izole ediyor. Rakip gördüğü astına “sen yoksun” mesajı veriyor.
  • Sürekli mesaiye kalmasını, gereksiz işlerle ilgili sayfalarca rapor hazırlamasını ve önemsiz konularla meşgul olmasını sağlayarak geri planda kalması için çabalıyor.
  • Aşırı kontrolcü, aşırı mükemmeliyetçi, hiçbir şeyden memnun olmayan, hata arayan, soğuk bir imaj çiziyor.

 

Özetle, kraliçe arı sendromu yaşayan kadın yönetici; yönettiği bölümün ve çalıştığı şirketin başarısından çok, “rakip gördüğü kadın çalışanların başarısızlığına” odaklanıyor!

 

Peki tüm kadın yöneticiler kraliçe arı mı?

Elbette hayır. Bu algı artık iş yaşamında o kadar güçlü bir şekilde yer etmiş ki; kadın yöneticilerin hepsine potansiyel kraliçe arı gözüyle bakılıyor.  Onlarla çalışmaktan, ekiplerinde yer almaktan, hatta aynı ortamda bulunmaktan kaçan çalışanlar bile var.

 

Oysa birçok kadın yönetici, cam tavanları ve önlerine konulan engelleri; bilgileriyle, kararlılıkları, çalışkanlıkları ve tecrübeleriyle, yaptıkları işe olan inançları ve en önemlisi özgüvenleriyle aşıyorlar. Tüm bu zorlu yollardan geçen kadın yöneticiler hemcinslerine örnek olmak, yol göstermek, yol açmak ve kendi kariyer yolculuklarında yaşadıkları zorlukları onlar için minimuma indirgemek amacıyla kadın çalışanlarına fazlasıyla değer verip özen gösteriyorlar.

 

Yollarınızın; size inanan, güvenen, potansiyelinizin farkında olan, gelişiminizi sağlayan ve destekleyen yöneticilerle/liderlerle kesişmesi dileğiyle,

 

 

Füsun ÖZÜLKE

 

 

(1) Cam Tavan Sendromu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu ve Türkiye

(*) Başlık görseli “The Devil Wears Prada” filminden alınmıştır.

Füsun Özülke

Leave a Reply Text

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: